 |
|
Yazarlara Yeni Avans: 0 $!
13.01.2007 13:50:15
Son birkaç yıldır krizde olan Amerikan yayıncıları, maliyetleri düşürmek ve kitap pazarına yeni kitap sunmanın riskini azaltmak için, yazarların avanslarından kısmaya başladı Türkiye’de yazarlara (ve çevirmenlere), kitapların yayımlanması karşılığında telif ücreti ödenmesi, ancak son on beş yılda yaygın sayılabilecek bir uygulama haline geldi; sözleşmeler yapılır, yüzdeler belirlenir oldu. Hangi yazarın hangi yayınevinden yüzde kaç aldığı, kitapların ilk baskısının kaçar adet yapıldığı, ‘transfer’ olduysa nasıl bir transfer ücreti verildiği konusunda yoğun dedikodular yapıldı, kıskançlıklar su yüzüne çıktı. Bir dönem yazarlar, büyük ve güçlü yayınevlerinden yüzde 15 alabiliyor, bazı yazarlar için bu yüzde 18’e, hatta 20’ye çıkabiliyordu; sonraları pek çok yayınevi, bu yüzdelere kolay kolay yanaşmaz oldu. Bu yüzdeler, Batı’daki yayınevlerinin verdiği yüzdelerle karşılaştırıldığında bir tuhaflık göze çarpıyordu: Avrupa ve Amerika’daki genel uygulama, yazarlara yüzde 5–10 bin basılan bir kitap, Amerika’da 2–3 milyon satışa ulaşabilen bir kitap bizde taş çatlasa üç yüz bin satıyordu çünkü. Amerika’da durum değişiyor Türkiye’de 1990’larda yaygınlaşan ama 2000’li yılların krizlerinden sonra savaş yavaş yavaş terk edilmeye başlanan bir başka uygulama, telif ücretinin yazara kitabın basımından hemen sonra ödenmesiydi. Pek çok yayınevi zaman içinde bu ödemenin tarihini bir ay, iki ay, hatta altı ay öteledi ve yazarların tepkisini çekti. Yayınevleri kendilerini savunmak için Batı’daki yayınevlerini örnek gösterdi: Orada bir kitabın riski, yayıncıyla yazar arasında daha adil bir şekilde paylaşılıyor, yazara telif ücreti, kitabın baskı adedi üzerinden değil, gerçek satışlar üzerinden ve örneğin üçer aylık dönemlerde yapılıyordu. Türkiye’de telif ödemesini zamana yayan yayınevleri yine de bu kadar ileri gitmiyor, satıştan değil baskı adedinden ödeme yapmayı sürdürüyordu. Yazarlarsa bu savunmaya karşı, yabancı yayınevlerinin yazarlara daha kitap yayımlanmadan önce çok yüklü avans ödemeleri (beş-altı haneli rakamlar) yaptığını anımsatıyordu. Wall Street Journal’da Jeffrey A. Trachtenberg’ün yazdığına bakılırsa, bu durumda artık değişiyor. Son birkaç yıldır krizde olan Amerikan yayıncıları, maliyetleri düşürmek ve zorlu bir rekabetin hüküm sürdüğü kitap pazarına yeni kitaplar sunmanın riskini azaltmak için, yazarların alışık olduğu avanslardan kısmaya başladı. İlginç olan, bazı çok ünlü ve çok satar yazarların da bunu yeğlemesi. Kurt Vonnegut, son kitabı Ülkesi Olmayan Adam’ı Dell ya da Grafton gibi büyük bir yayınevinden değil. Seven Stories Pres adlı ufak bir yayınevinden çıkarttı; bu yayınevinin standart avansı bin dolar civarında. 1972’de yayımlanan romanı İlk Kan’la (Ahmet Güntan değil Rambo gelsin aklınıza) dünya çapında bir üne karışan David Morell, yeni romanı için kendisine yüz binlerce dolarlık bir avans teklif eden New York’lu yayınevini bırakıp görece küçük bir yayınevi olan, ayda iki kitap yayımlayan Vanguard’a geçti. Stephen King, The Colorado Kid (Colorado’lu Çocuk) adlı romanını, beş bin dolardan fazla avans ödemeyen Hard Case Crime adlı yayınevine verdi. Her şey çok kitap satmak için Yazarlar için bu karar ciddi bir risk içeriyor elbette banka hesaplarına yatacak yüklü miktarda nakit paradan vazgeçmeleri ve küçük bir yayıneviyle çalışmayı yeğlemeleri, ilk bakışta akıllı birinin yapacağı bir şeye benzemiyor. Oysa bazı yazarlar için bunun bir mantığı var: Geçinmek için bu avansa bel bağlamış olmamaları bir önkoşul elbette, ama onun da ötesinde, büyük bir yayınevinin yüzlerce kitabı arasında kaybolmaktansa, küçük bir yayınevinin özenli ve enerjik çalışmasıyla öne çıkmayı düşünüyorlar. Avansa harcanacak paranın tanıtıma aktarılması sayesinde bu çalışma gerçekten de etkili olabiliyor. Kitapları kitapçı vitrinlerinde daha görünür şekilde sergileniyor, gazetelerde ve dergilerde daha iyi tanıtılıyor, internette bloglarda ve kitap satış sitelerinde daha geniş yer bulunuyor. Kitapçıların kitaba boğulduğu, yeni çıkan kitapların bir-iki hafta içinde, okuyucuyla göz teması bile kuramadan yayınevlerine iade edildiği bir sistemde bütün bunlar, kitabın daha çok satması anlamına gelebiliyor. Avans konusundaki fedakârlıklarına karşılık olarak yazarlar, pazarlama etkinliklerinde daha çok söz sahibi oluyor ve daha yüksek bir telif yüzdesi alıyorlar, dolayısıyla sonunda kazanan yine onlar oluyor. Örneğin David Morell’in kitabı bu sayede yüz yüz bin satmış ve 17 ülkede yayımlanmış. Yine de çoğu yazar ve çoğu ajans, yayınevlerinden koparılabilecek en yüksek avansı istiyor. Bu da anlaşılır bir şey elbette: yüksek avans veren yayınevi, sonuçta kitaba ciddi bir yatırım yapmış oluyor, bunun karşılığını alabilmek ve kitabın olabildiğince çok satmasını sağlayabilmek için de elinden geleni yapıyor. En yüksek avanslı kitaplar, en yüksek tanıtım bütçeli kitaplar oluyor aynı zamanda. Soğuk Dağ’ın yazarı Charles Frazier, yeni çıkan romanı Thirteen Moons (“On Üç Ay”) için sekiz milyon dolarlık bir avans aldı, tanıtım için de bir o kadar harcanacağı söyleniyor. Eğer Charles Frazier değilseniz ama aynı yayıneviyle çalışıyorsanız, sıra size geldiğinde tanıtım bütçesinin suyunu çektiğini pekala duyabiliyorsunuz. Türkiye’de küçük yayınevlerinin bütçesi genelde çok sınırlı, yani avanstan biriktirip tanıtıma harcayabilecekleri paraları pek yok. Ama her şey de parayla olmuyor sonuçta; inandığı bir kitap için canını dişine takan bir editör, önemli bir fark yaratabiliyor. Radikal Gazetesi Kitap Eki, Yıl: 5, Sayı: 304, Cem Akaş, 12.01.2007
|
Okunma Sayısı : 734
|
|