 |
|
Klasikler ve Korsanlık
10.12.2007 16:31:52
Türk ve dünya klasiklerini yayımlamak, Milli Eğitim Bakanlığı`nın ilköğretim ve liseler için ha-zırladığı 100 Temel Eser listelerinden sonra bir furya halini aldı. 100 Temel Eser listesinde yer alan kitapları milyonlarca öğrencinin satın alacak olması bu furyanın nedeniydi. Yayıncılar hızla klasik yayıncılığına yöneldiler. Büyük bir rekabet oluştu. Öğrencilerin alım gücünün genel olarak düşük olduğundan kitap fiyatlarını aşağı çekebilmek için her yol denendi.
İlk akla gelen de yazara, çevirmene telif hakkı ödememek oldu. Çünkü bu ödemelerin kitap maliyeti içindeki payı %40`lara ulaşıyor. Yasalara "nasıl işimize yarar" diye değil de "neresinden deleriz" diye bakmaya alışık olunduğu için Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu`nda (FSEK) çıkar yol arandı, bulundu. FSEK`e göre yazarının ölümünün üzerinden 70 yıl geçmiş eserlerin kullanımı ser-best. Maliyetleri düşürmek için 70 yıllık süreyi aşmış eserlere yöneldiler. Ama eser 70 yılı geçmiş, yani serbest olsa da çevirmene de bir ödemede bulunmak gerekiyordu. Çevirmeni telif hakkı talep edemeyecek bir duruma getirmenin yolları arandı. İlginç yöntemler bulundu; sanki Victor Hugo eserlerini Türkçe yayımlamış gibi çevirmen adı taşımayan kitaplar yayımlandı ya da çevirilere ano-nim bir çevirmen adı kondu. En yaygın uygulama ise yeni bir çeviri yaptırmak yerine mevcut güvenilir çevirilerden derlemeler yapmak oldu. Başta Milli Eğitim Bakanlığı`nın klasikleri olmak üzere muteber çeviri¬lerden yeni çeviriler yaratıldı. Genellikle yayınevinin sahibi ya da güvenilir bir editör bu apartma çevirilerin çevirmeni olarak görünüyor. Ama rekabet o kadar yoğun ki fiyatları daha da ucuzlatmanın yollarını aradılar. Yazarına, çevirmenine telif ödenmemenin yanında, sayfa sayısı az kitaplar da üretirseniz rekabette birkaç adım öne geçersiniz. Burada FSEK 81. madde uyarınca kitaplara yapıştırılması zorunlu olan bandrolle ilgili yönetmelik imdada yetişti. Yasada bandrol uygulamasının tüm süresiz yayınlar için zorunlu olduğu belirtilmesine rağmen eski Kültür Bakanı Atilla Koç, "yasaya aykırı yönetmelik olmaz" kuralını görmezden gelerek 16 sayfa olan bandrol muafiyetini 96 sayfaya çıkarttı. Böylelikle yayıncılar bandrol kullanma zorunluluğundan kurtuldu, kitapların sayfa sayısı doksan altıya indi, öğrenciler de 55 YTL yerine 1 YTL ödeyerek klasikleri okumuş (!) oldu. Örneklersek, Don Kişot`un 41 çevirisi var ve sayfa sayısı 64 ile 752 arasında değişiyor. 52 çeşit Tom Sawyer var. Sayfa sayıları 45 ile 309 arasında değişiyor. Fiyatlar ise 1 YTL ile 9.90 YTL arasında. Victor Hugo`nun Sefilleri’nden 36 çeşit var. Sayfa sayısı 80 ile 2250, fiyatı 1.90 ile 55 YTL arasında değişiyor.
Internet kitapçılarına baktığınızda klasiklerin yayıncısı olarak İletişim, Can, İş Kültür, Oğlak, Armoni, Aden, Beyaz Balina, İlke, Doğan Egmont, Nar, Karanfil, Bahar, Merkez, Beda, Damla, Engin, Berikan, Erdem, Cem, Akvaryum, Altın, Kabalcı, Nehir, Bilge Kültür, Elips, İnkılap, Remzi, Kastaş, Alfa, Kum Saati, Timaş, Akçağ, Metropol, Oda, Morpa, Birey, Toker, Sosyal, Varlık, Adam, Öteki, Payel, İthaki, Karınca, Eflatun, Bordo Siyah, İlya, Akış, Şule, Kare, Arkadaş, Kaknüs, Evren-sel, Yalçın, Amfora, İskele, Salyangoz, Alkım, Bilgi, Mavi Yelken, Antik ... yayınevlerinin adlarına rastlıyorsunuz. Bu listenin eksiği var fazlası yoktur. Bu yayıncıların bir bölümü önemli çevirmenlere çeviriler yaptırarak, büyük emekler vererek, dünya klasiklerini Türkçeye kazandırıyor, bir bölümü de hazıra konup bu emek ürü¬nü kitaplardan kendilerine has apartma yeni çeviriler üretiyorlar. Kimin kimden neyi aldığını, nasıl tornistan edip kendine mal ettiğini tespit etmek düşünüldüğü kadar kolay değil. Ama hakkınızı yasal yollardan korumayı istiyorsanız önce savcıyı davayı açmaya, sonra da mahkemeyi ceza vermeye ikna edecek delillere sahip olmanız gerekiyor. Çünkü kanıtınız yoksa suçladığınız yayınevleri sizi kara çalmakla suçlayabilir. İftira atmanın da Türk hukukunda cezası vardır. Hakkınızı ararken bir anda suçlu duruma düşebilirsiniz. Bir dernekten bir üyeyi çıkarmak için bile elinizde kanıtlar olması gerekir. Onur Kurulu`na kanıt sunamazsanız karaçalıcı durumuna düşersiniz, sizin de, temsil ettiğiniz derneğin de itibarı kalmaz. Olayın karmaşıklığından dolayı yayıncılık dünyasında herkesin bunu biliyor, konuşuyor olması da çok şeyi değiştirmiyor. Örneğin büyük bir yayınevinin genel yayın yönetmeni sıfatını da taşıyan değerli bir yazar, sizin çevirilerini mutber bulduğunuz bir yayınevinin klasik kitaplar ya¬yıncılık anlayışını eleştiriyor. İlk bakışta çeviri kültürüne katkı gibi görü¬nüyor bu eleştiri. Biraz araştı-rınca bu yazarın genel yayın yönetmenliğini yaptığı yayınevinin yayımladığı klasiklerin hepsin¬de tek bir çevirmen adı bulundu İngilizce, Rusça, Almanca, İtalyanca ve Norveççeden çeviri yapan tek bir çevirmen! Yayınevi "iyi seçilmiş, iyi basılmış" diye övünerek bu tek çevirmenli kitapları Türkiye`nin en çok satan gazete-lerinden bi¬riyle birlikte 2 YTL karşılığı satışa sun¬muş. Bu olayı da yayıncılık dünyasında herkes biliyor ama konuyla ilgili olarak sayfa sahibi hiçbir eleştirmen yazma gereği duymuyor, ilgili meslek birliğince yazılan yazı da muteber kitap eklerimiz ve sanat sayfalarımızın iltifatına mazhar olmuyor. Şimdi de bir gazetenin büyük reklam kampanyaları ile bir yayınevinin 100 Temel Eser dizisini ku-pon karşılığı dağıtması aynı sessizlikle karşılanacak mı, yoksa çevrilerin niteliği sorgulanacak mı merak etmemek elde değil. İstanbul Kitap Fuarı`nda yapılan aşırı indirimler, 1 YTL`ye satışa sunulan klasikler bu furyanın artık doyum noktasına ulaştığını gösteriyor. Bu aceleyle, yalap şap hazırlanmış kitaplar okur tarafından yeterince satın alındı, eksiklikleri, yanlışları görüldü. Okur güvenilir, adlarını bildikleri çevirmenlerin çevirdiği, tanıdıkları yayınevlerinin yayımladığı klasiklere yönelmeye başladı. Kitabevleri de seçimlerini okurun eğilimine göre yapmaya başladı. Şimdi bu kitapların yayıncıları ellerinde kalan kitapları maliyetinin de altında fiyatlara elden çıkart¬maya çalışıyorlar. Fuardaki görüntü kirliliği-nin nedeni budur.
Klasiklerin başına gelenler, geçen yıl 100 Temel Eser rezaletinin sonunda gazete manşetle-rine çıkması nedeniyle yaygın olarak tartışıldı. Ben de bu say¬fada yayımlanan iki ayrı yazımda konuya değindim; "Yüz Temel Eser ya da `Olay Rusya`da geçiyor" (20.07.2006) ve "100 Temel Eser Rezaleti Sumenaltı Edilmiş" (14.12.2006). Milli Eğitim Ba¬kanı, bu rezalette adı geçen yayıncıları "korsan" ilan etti. Ama yasal hiçbir girişimde bulunmadı. Çünkü "korsan" de¬mekle bir şey olmuyor-du, bu suçlamayı kanıtlaması da gerekliydi. Türkiye Yayıncılar Birliği ve İstanbul Bilgi Üniversitesi`nin düzenledikleri 2. Türkiye Yayıncılık Kurultayı`nda (13-14 Nisan 2006) bu konu özel bir oturumda konuşuldu. Yayıncıların klasik eserle-rin yayınında çevri kalitesine önem verme¬diği, birçok çevirinin aslında birer intihal olduğu, daha önce yayımlanmış ki¬taplardan abartıldığına dikkati çekildi. Özellikle Milli Eğitim Bakanlığı`nın 100 Temel Eser uygulamasından sonra yayıncıların klasik eser yayıncılığına daha çok yöneldiği, reka-betin ve ucuz kitap taleplerinin çevirilerdeki kaliteyi düşürdüğü, kitapların orijinaline sadık kalınmadığı, genellikle büyük oranlarda kısaltmalara gidildiği, eserlerin içeriğine müdahalelerde bulunul-duğu konuşuldu. FSEK`in eser sahibine, çevirmene ve yayıncıya verdiği haklara dikkat çe¬kilerek bu tür yayınlarla mücadele için işbirliği yapılması ve gerekirse örnek davalar açılması kararlaştırıldı.
Türkiye Yayıncılar Birliği ilk adım olarak hukukçulara bir çalışma yaptırttı ve FSEK`in hakların kullanılmasına ilişkin 19. maddesinde "(Değişik:1.11.1983-2936/2) 18`inci madde ile yukarıdaki fıkralarda sayılan salahiyetli kimselerden hiçbiri bulunmaz ve¬ya bulunup da salahiyetlerini kullanmazlarsa yahut ikinci fıkrada belirlenen süreler bitmişse eser memleketin kültürü bakımından önemli görüldüğü takdirde Kültür Bakanlığı 14,15, 16`ncı maddelerin üçüncü fıkralarında eser sahi-bine tanınan hakları kendi namına kullanabilir" denildiğini göz önüne alarak 70 yılık koruma süresini doldurmuş Türk ve dünya klasiklerinin haklarının Kültür Bakanlığı tarafından korunması için baş-vurdu. Ama bakanlığı ikna etmek mümkün olmadı. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Türk ve dünya kültürünün temel taşlarını oluşturan bu eserleri "memleketin kültürü bakımından önemli görmedi, hakla-rını korumak için bir girişimde bulunmadı. Diğer yandan Yayıncılık Kurultayı ka¬rarları uyarınca Kitap Çevirmenleri Birliği (ÇEVBIR) ile Türkiye Yayıncılar Birliği ortak bir çalışma grubu oluşturdu. Bu grup bir yılı aşkın bir süredir piya¬sada bulunan belli başlı klasik çevirilerini karşılaştırıyor. Amaç, dünya klasiklerinin yayımında yapı-lan çeviri çalıntıları, intihal, kısaltma ve değişiklikleri tespit etmek. Yapılan tespitlerden yola çıkarak örnek davalar açmak. Bu oldukça zaman ve sabır gerektiren bir iş de olsa boşa konuşmaktansa çalışmak daha iyi. Sanıyorum çok yakında ilk sonuçlar alınmaya, adımlar atılmaya başlanacak.
|
Okunma Sayısı : 659
|
|