 |
|
Yayıncılık Krizde Değil!...
26.12.2008 12:08:43
Kriz, sözlüklerde "bir toplumun, bir kuruluşun ya da bir kimsenin yaşamında görülen güç dönem" diye tanımlanıyor. Krizde, geçicilik söz konusu. Örneğin, "Türkiye ekonomik krizde" dediğimizde, güçlükler aşılınca krizden çıkılacağı, normale dönüleceği söyleniyor. Yani "normal" denilen bir durum söz konusu. Tüm dünyada ve tabii Türkiye`de de ekonomik krizin gündemde olduğu bugünlerde sık sık yayıncılığın da krizde olup olmadığı soruluyor. Ben de yayıncılığın krizde olmadığını söylüyorum.
Evet, yayıncılık krizde değil. Krizden daha beter bir durumda. 2001 `de yayıncılık da tüm diğer sektörler gibi krize girdi. Ama diğer sektörlerde kriz geçip giderken yayıncılıkta kalınlaştı. Çünkü yayıncılığın kangrenleşmiş sorunlarını çözmek için herhangi bir çalışma yapılmamıştı.
2000`lerin başından beri yayıncılık hemen her yıl küçülüyor. Yıllık ciro kaybı ortalama %30. Yayıncılar bu küçülmeyi aşmak için kendilerince çözümler bulmaya çalışıyorlar. Daha çok çeşit kitap üretmek, fiyat indirimleri, ödemelerde vadelerin uzatılması gibi günü kurtarmaya yönelik önlemler bunlar ve bu önlemlerin çoğu sektöre yeni sorunlar yaratmaktan başka bir işe yaramıyor. Çünkü sorunlar artık yayıncıların bireysel önlemlerle çözemeyecekleri boyutta ve kalıcılıkta.
KRONİKLEŞMİŞ SORUNLAR
Yayıncılığın kronikleşmiş, çözülmeden bırakılmış sorunları var. Bunlardan birincisi sektörleşememe. Yayıncılık, devletin sanayi politikaları için bir sektör olarak görünmüyor. Bu nedenle de KOBİ`lerin yararlandığı olanaklardan (fuarlara katılım gibi), desteklerden (düşük faizli krediler gibi) yararlanamıyor. Kalkınma programlarında sözü edilmiyor. İkincisi, sürekli daraltılan pazar. Milli Eğitim Bakanlığı`nın (MEB) ücretsiz ders kitabı dağıtımında kitapevlerini devre dışı bırakan politikası ile Anadolu`da, özellikle okul çevrelerindeki on binlerce kitapevi kapandı. O bölgelerdeki okurların, öğrencilerin kitaba ulaşması olanaksız hale geldi. Bunun sonucunda da öğrencilere ve çocuklara yönelik yayın yapan yayıncıların çoğu kapandı, kültür yayıncılığında da zaten az olan tirajlar daha da düştü. Artık kitaplar ortalama 2000 adet değil 1000 adet basılıyor.
Kitap okuma oranları düşüyor, gençler ve çocukların kitaba olan ilgisi azalıyor. Devletin okumayı özendirici politikaları yok. Bu politikasızlık nedeniyle bazı iyi niyetli çabalar da sonuçlanmadan kalıyor. Örneğin, Cumhurbaşkanlığı`nın "Türkiye Kitap Okuyor" kampanyası bu yılın ilk yarısı İstanbul`da yapılan ilk etkinlikten sonra hiçbir aşama kaydetmedi. Konuyla ilgili olması gereken Milli Eğitim ve Kültür ve Turizm Bakanlıkları okumayı özendirici bir şey yapmadığı gibi bu kampanyaya da uzak kaldı.
Korsan yayın, her yıl yazarların ve yayıncıların kazançlarının %40`ını çalmaya devam ediyor. Sürekli yasa değiştirmek dışında bu konuda da hiçbir gelişme yok. Korsanla mücadelede en önemli çözüm yollarından olan okurun kitaba ücretsiz ulaşmasını sağlayacak olan kütüphaneler yeterince çalıştırılmıyor, geliştirilmiyor. MEB, okul kütüphanelerine alım yapılmasını sağlayacak bir bütçe ayırmıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı`nın yönetimindeki halk kütüphanelerine kitap alımında da bütçenin yetersiz olduğu, yeni kütüphaneler açılmadığı, var olanların geliştirilmediği gerçek.
Tüm liberal görünümlü politikalara rağmen devletin yayıncılıktaki payı azalmıyor, artıyor. AKP iktidara geldiğinde söylenen devletin yayıncılıktan tamamen çekileceği sözleri unutuldu. Özellikle ilk ve orta öğrenime yönelik ders kitabı yayıncılığında devletin payı arttı. Ders kitapları yayıncılığında MEB`nin yaptığı bu haksız rekabet ile, bazı dallarda 20-30 farklı kitap yerine sadece MEB kitapları okutulduğu için birçok eğitim yayıncısı kapandı ve ders kitabı yazarları işsiz kaldı, MEB, bununla da yetinmedi, son iki yıldır, yayınladıkları genelgelerle okullara yardımcı ders kitaplarının sokulmasını da engelliyor. Bir yandan da okullarda fotokopi ile çoğaltmayı özendirip yayıncıyı hiç kitap satamaz hale getirmeye çalışıyor.
İstanbul Ticaret Odası`nın (İTO) Türkiye`de Yayın Hayatı (Yayın no: 2008-59) adlı broşüründe yer alan verilere göre (Haziran 2007 - Haziran 2008) kamu kurumları 60.875.156 adet kitap üretirken yayınevleri 45.620.643 adet kitap üretmişler. Aradaki fark % 25.
Yani en büyük yayıncı devlet.
Gazete ve dergilerin promosyon olarak sürekli kitap dağıtması büyük bir haksız rekabet yaratıyor. Özellikle eğitim dönemlerinin başlangıcında ücretsiz ya da 1 -2 YTL gibi küçük ücretlerle dağıtılan sözlük, atlas, yazım kılavuzu gibi yardımcı ders kitapları bu tür yayını üreten eğitim yayıncılarının kendi ürünlerini satamaması sonucunu doğuruyor. Gazetelerin tiraj alması sağlanırken, yayıncılık sektörüne büyük darbeler vuruluyor. Türkiye, Avrupa Birliği normlarını kabul ederken nedense yayıncılıkla ilgili standartları göz ardı ediyor. Örneğin, Avrupa`da yaygın olarak kullanılan "fixed price", kitabın belli bir fiyat altında satılamaması prensibinin sözü bile edilmiyor. Meclis`ten yeni geçen Türk Ticaret Yasası`nda da düzenleyici bir hüküm yok ve gazetelerin ücretsiz kitap dağıtmasını sağlayan pro¬mosyon maddesi aynen korundu.
YENİ SORUNLAR
Ekonomik krizin daha lafı edilmeye başlandığında vatandaşın satın almaktan ilk vazgeçtiği ürünler kitap, CD gibi kültürel yayınlar. Krizin gelmekte olduğunu kitapçılardaki durgunluktan anlamamıştık. Yayıncılar geçen marttan beri düşen satışlardan söz ediyorlar. Kriz söylentileri arttıkça, kitap satışlarındaki düşüş de fazlalaşıyor.
Türkiye`de kitap kâğıdı üretilmiyor. SEKA tasfiye edildi, SEKA fabrikalarını satın alan özel sektör bu fabrikaları işletmedi, kapattı. Yayıncı, ithal kâğıda bağımlı hale getirildi. Kâğıt fiyatları euro`ya bağlı olarak sürekli artıyor. Kâğıdın yanında yayıncılıkta kullanılan tüm ara malzeme de yurtdışından ithal. Euro`nun son aylarda hızla değer kazanması ve sürekli düşen baskı sayıları sonucunda maliyetler %30 oranında arttı. Yayıncı ürettiği kitabın tümünü satsa maliyeti karşılayamayacak ama kitap fiyatlarını da artırması mümkün değil. Çünkü, mevcut kitap fiyatları bile pahalı bulunup okur korsan yayına yönelirken bir de zam yapmak akıl dışı.
Yayıncılar açıkça sermayeden yiyorlar ve bir süre sonra kitap basamaz hale gelecekler.
KDV, tüm gelirler %8 KDV ile vergilendiriliyor. Yayıncı yazarlara, çevirmenlere yaptığı her ödemede % 17 stopaja ilaveten, sanki el değiştiren bir mal varmış gibi %18 KDV de ödemek durumunda (toplam %35 peşin vergi). Krizden çıkış için KDV indiriminden söz edilirken bu adaletsizlikler hatırlanmıyor bile.
Ekonomik kriz ödemeler sistemini de allak bullak ediyor. Satın aldığı kitapları öngördüğü sürede satamayan kitapçılar ödemelerin vadelerini uzatmaya çalışıyor. 5-6 aylık çeklerle yapılan öde¬meler sekiz aya uzatılmaya çalışılıyor. Çek yerine senet vermek yaygınlaştı. Kitapları konsinye alıp, satılanın para¬sını ödemek gibi teklifler yapılıyor. Altı aylık vade ile satış yapıp peşin parayla kâğıt almak, 2-4 ay vade ile matbaaya ödeme yapmak durumundaki yayıncının bu girdaptan kurtulması mümkün görünmüyor.
Kriz, sözlüklerde "bir toplumun, bir kuruluşun ya da bir kimsenin yaşamında görülen güç dönem" diye tanımlanıyor. Krizde, geçicilik söz konusu. Örneğin, "Türkiye ekonomik krizde" dediğimizde, güçlükler aşılınca krizden çıkılacağı, normale dönüleceği söyleniyor. Yani "normal" denilen bir durum söz konusu. Tüm dünyada ve tabii Türkiye`de de ekonomik krizin gündemde olduğu bugünlerde sık sık yayıncılığın da krizde olup ol¬madığı soruluyor. Ben de yayıncılığın krizde olmadığını söylüyorum.
Hızla düşen kitap tirajlarının yarattığı açığı kapatmak amacıyla çözüm olarak bulunan daha çok çeşit kitap üretme politikası da kötü sonuçlarını vermeye başladı. 1997`de 10.780 olan yeni kitap yayını 2007`de otuz iki bine ulaştı. Hiçbir kitapçının bu kadar çok çeşit kitabı kitapevinde sergilemesi mümkün değil. Üretilen birçok kitap kitapevlerine ulaşamıyor, sergilenmiyor, satışa sunulmuyor. Kitapevlerine ulaşabilen kitapların da sergilenme süresi iki-üç gün. Bazıları paketi bile açılmadan iade ediliyor. Kitapevleri, büyük kampanyalarla sunulan çok satışlı kitaplara bel bağladı. Oysa, 10-15 bin sınırını aşıp çok satanlar listesinde yer alabilen kitap çeşidi yılda 40-50`yi geçmiyor. Önümüzdeki yıllarda üretilen kitap çeşidi kaçınılmaz olarak düşecek. Daha şimdiden yayınevleri, şiir, hikâye gibi çok satışı olmadığını düşündükleri türlerden kaçmaya başladılar. Bu da kültür hayatımızın çölleşmesidir! Edebiyatın yerini gazete haberlerinden, mahkeme tutanaklarından, savcı iddianamelerinden birkaç günde derlenen popüler siyaset kitapları aldı. Ama onların ömrünün de çok uzun sürmeyeceği, okurun bir süre sonra bu aldatmacaya kanmayacağı belli.
Metin Celal, Okuduğum Kitaplar, Cumhuriyet Kitap Eki, sayı 984, sayfa12, 25 Aralık 2008.
|
Okunma Sayısı : 401
|
|